Tevhid ve Şirk Askerleri Arasında Dialog (2)
Tevhid ve Şirk Askerleri Arasında Diyalog (2)
Ebu Muhammed el-Makdisi
Bütün hamdler alemlerin Rabbi Allah’a özgüdür. Salât ve selam Allah’ın Rasulü üzerine olsun… Bir tutuklu bana dedi ki:
“Bugün ailem beni ziyarete gelmişlerdi. Bense o esnada uyuyordum. Beklemişler ancak kimse bana bir haber vermedi. Ve bu sebepten dolayı da ziyaret sürem boşa geçti. Ancak şu kişi -Allah onu hayırla mükafatlandırsın- ailemin beni tekrar ziyaret etmeleri için kendilerine izin verdi.”
Bu sözler üzerine “Allah’a hamd olsun. Allah kerimdir” dedim. Gardiyan hemen müdahale ederek “peki ben kerim değil miyim?” dedi. Bu sözüyle tutuklunun, ailesiyle tekrar görüşmesine izin vermesini kastediyordu. Kendisine dedim ki:
- “Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphesiz Allahu (Subhanehu ve Tealâ) bu dini hiçbir nasibi olmayan kimselerle destekler.” İşte Allahu Tealâ bu şekilde insanların çoğunu kendilerinde Allah’ın dinine yardım etme niyeti olmaksızın bu dine ve Müslümanlara yardım etmeleri için kullanır. Ancak onlar bu yaptıkları ile hiçbir karşılık alamazlar. Baksanıza Kral Fahd b. Abdulaziz’e… Milyonlarca Kuran-ı Kerim basmıştır. Allah onu bu dine hizmet etmesi için kullanmıştır. Ancak o şirk üzere olduğu, kafirleri dost edindiği sürece Allah katında bu yaptıklarından dolayı kendisine hiçbir ecir verilmeyecektir. Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (5, Maide/51)
- Sen bunu nereden biliyorsun ki? Onun hakkında nasıl böyle bir hüküm verirsin? Bunun bilgisi ancak Allah katındadır.
- Muhakkak ki Allah (Subhanehu ve Tealâ) bunu bize kitabında öğretmiştir. Müşriklerin amellerine dair şöyle buyurmaktadır:
“Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik.” (25, Furkan/23)
Bu demektir ki, müşrikler hastaneler, mescidler yapabilir, bir çok iyi ve hayırlı amellerde bulunabilirler. Ancak tüm bu yaptıkları amelin sıhhatinin ve kabul edilmesinin ilk şartı olan tevhid ve iman binası üzerine kurulmadığı sürece kabul edilmeyecektir. Her kim Allah’a şirk koşar, müşrikleri dost edinir onların batıl kanunlarına tabi olursa ya da onları himaye eder, muvahhidlere savaş açar ve onlara düşmanlık ederse… İşte böyle bir kimsenin Allah ile hiçbir bağı yoktur. Onun ameli şirkten ve tağutlardan Allah’a yönelinceye kadar kabul olunmaz.
- Allah’a yemin olsun ki şeyh senin sözlerinin dörtte üçü doğrudur. Ancak diğer dörtte bir olan tağutlar konusuna gelince…
- İşte bana göre de en önemli ve en güzel olan bu dördüncüsüdür.
Bir gün mahkumlardan biri bana erkeğin avret sınırları ile ilgili bir soru sordu. Bu konuda kendisine çelişkili gelen bazı hadislerin olduğunu söyledi. Bununla beraber çoğu zaman bizim tağutları, yardımcılarını ve taraftarlarını tekfir ettiğimizi duyuyordu. Bu konuda da Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in namaz kılan bir kişinin öldürülmesinin nehyine (namazın kanı koruduğuna) diar hadisini nakletti ve bu konularda kendisine cevap vermemizi istedi. Ona şöyle cevap verdim:
- Öncelikle erkeğin avret sınırlarına dair olan sorudan başlayalım. Allah sana hidayet etsin. Öncelikle şunu bilmen gerekir ki şer’i naslar arasında bir çelişkinin olması mümkün değildir. Şayet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir şeyi emreder ve daha sonra da kendisi bu emrin hilafına bir fiilde bulunursa alimler bu konuda çeşitli yollar tutmuşlardır.
Bunlardan ilki mümkün olduğunca nasların arasını birleştirmektir. Mesela avret konusunda alimler şöyle demişlerdir:
Avret yerleri avret-i galiza ve avreti hafife olmak üzere ikiye ayrılır. Avreti galiza, ön ve arka edep yerleridir. Avreti hafife ise edep yerleri dışında kalan baldır ve uyluklardır. İşte bu şekilde bir ayrım senin zahiren birbirine muhalif gördüğün hadisler arasında ihtilafı ortadan kaldırmaktadır.
Yine alimler bu tür ihtilafları giderme adına “emir amele takdim edilir” demişlerdir. Yani Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bir emri ile bir ameli arasında muhalefet varsa öncelikle emrettiği alınır. Zira bazı durumlar sadece Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) has olabilir ancak emirler ümmetin genelini kapsar. İşte bundan dolayı baldırın örtülmesi emir olduğu için esas olan onu örtmektir. Her ne kadar aksi bir uygulama söz konusu olsa bile burada emir esastır.
Yine hadisler arasında zahiren görülen ihtilafı gidermek için alimler nesh meselesini de zikretmişlerdir. Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) emriyle daha önce yaptığı bir ameli nesh edilmiş olabilir. Burada hangisinin nasih, hangisinin mensuh olduğunu anlamak için emrin ve fiilin işleniş tarihlerine bakılır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; baldırların örtülmesi takvanın kemalindendir. Edep yerleri gibi ağır avret değildir.
İkinci soruna gelince; Allah sana hidayet etsin. Bil ki; tevhidin ve İslam’ın örtülerinden soyutlanarak bu dine yardım etmeyi terk etmek, avret yerlerini açmaktan daha büyük günahtır. Bu yüzden kişinin şirk ve mürted yöneticiler karşısında dinini ve tevhidini muhafaza etmesi avreti muhafaza etmesinden daha önemlidir.
Namazın kişinin kanını koruması meselesi şu şekildedir. Müslim’de geçen bir hadiste Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanların başına kötü yöneticilerin geleceğini söyledikten sonra sahabe “Ya Resulullah! Onlarla savaşalım mı?” diye sormuş Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise, “Hayır. Namaz kıldıkları sürece savaşmayın” diye cevap vermiştir. Bu alimlerin de işaret ettiği gibi yöneticiler tevhid üzere amel ettikleri sürecedir. Çünkü tevhid olmadan namazın hiçbir değeri yoktur.
Bilinmelidir ki, tevhid ibadetin şartlarından bir şarttır. Kişi Allah’ı tevhid etmediği ya da eksik tevhid ettiği sürece amelleri kabul olmaz. Bu yüzden amellerin kabulü için tevhid şartı diğer şartlardan daha önemlidir. Bir adam abdest almadan namaz kılarsa sence bu namaz makbul olur mu?
- Hayır. Namazı batıldır.
- Evet elbette o kişinin abdestsiz kıldığı namaz batıldır. Çünkü taharet namazın sıhhatinin şartlarındandır. Peki ya en büyük şart olan tevhid söz konusuysa durum ne olur. Nitekim Allahu Tealâ bütün elçilerini tevhidin tebliği için göndermiş ve kitapların tamamıda bu amaca binaen indirilmiştir.
“Andolsun, biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” (16, Nahl/36)
“Artık kim tağutu tekfir edip Allah'a iman ederse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (2, Bakara/256)
Allahu Teala kişinin kurtuluşa ermesi ve ibadetlerinin kabul edilmesi için tağutu inkar ederek Allah’a iman etmesi gerektiğini beyan etmiştir. Ancak kim namaz kılan, oruç tutan ancak bununla beraber tağutları ve onların kanunlarını koruyan, onlara karşı dostluk besleyen tağutlara yardım eden kimseler gibi Allah’a iman ettiği halde tağutu inkar etmezse o kişinin sağlam kulpa sarılarak kurtuluşa ermesi, ibadetlerinin makbul olması kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü ibadetlerin kabul edilmesi için en önemli şart şirkten bütünüyle beri olarak Allah’ı tevhid etmektir. Bu şartı yerine getirmeyen kişinin ne namazı, ne orucu ne de diğer ibadetleri ona fayda vermez. Bu önemli şarta bağlı kalmaksınız ibadet ve amel edenlere dair Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
“Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik.” (25, Furkan/23)
“İnkâr edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.” (24, Nur/39)
Yine Allahu Tealâ bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:
“O gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır. Çalışmış, boşuna yorulmuştur.” (88, Gaşiye/2-3)
Yani dünyada ibadet etmekten yorulmuş yüzler… Ancak onların akıbetine dair Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:
“Kızgın bir ateşe yollanırlar.” (88, Gaşiye/4)
Çünkü onlar ibadet ederken tevhid şartını yerine getirmemişlerdir. Bu yüzden Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı insanlar bu önemli şartı (tevhidi) yerine getirmeksizin onları namaz kılmaya davet etmemişlerdir. Bilakis öncelikle tevhide davet etmişlerdir. Namaz, zekat gibi şer’i amellerin kesinlikle tevhid olmadan kabul olmayacağını onlara açıklamışlardır. Bunun en açık delili Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Muaz bin Cebel’i (radıyallah anh) Yemen’e gönderirken ona yaptığı şu tavsiyedir:
“Onları öncelikle Allah’tan başka ilah olmadığına ve benimde Allah’ın resulü olduğuma şahitlik etmeye çağır. –Diğer bir rivayette ise onları sadece Allah’ı birlemeye çağır şeklindedir.- Bu iki şehadette sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine beş vakit namazı farz kıldığını bildir...”
Sonuç olarak kişi Allah’ı birlemediği sürece ne namazı, ne orucu ne de sadakası makbul değildir. Bu yüzden senin sorduğun hadiste “namaz kıldıkları sürece onlarla savaşmayın” sözü tevhid şartını yerine getirdikleri sürece demektir. Nitekim abdest olmadan da namazın kabul edilmesi mümkün değildir. Şimdi sana soruyorum “onlar namaz kıldığı sürece onlarla savaşmayın” hadisinde abdestli namaz kılmaktan bahsediyor mu?
- Hayır
- Peki abdetsin namaz için bir şart olduğunu nereden biliyorsun?
- Diğer hadislerden.
- İşte tevhid içinde aynı şey söz konusudur. Çünkü o şartların en önemlisi, farzların en büyüğüdür. Allah hepimizi hidayete ulaştırsın ve seni içinde bulunduğun bu büyük yanlıştan kurtarsın.
- Hamd alemlerin rabbinedir. Salât ve selam nebi ve resullerin en sonuncusu olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine olsun.
15-Şevval-1416 h. (5/3/1996m.) tarihinde meclisteki “Halk Özgürlüğü Komisyonu” başkanı Zeyb Abdullah hapishaneyi ziyaret etti. Bu hükümetin güven oyu almasından sadece bir gün sonraydı. Mahkumlar onu istek, rica ve evrak yağmuruna tuttular. Ancak o maalesef İslami dava ile ilgili tutuklu bulunan birkaç kişiden başkasını kabul etmedi. Gezisinin ardından hapishaneden ayrılmadan önce (Allah’ın lûtfu ile) onunla hapishane idaresi önünde karşılaştım. Aramızda şöyle bir konuşma geçti. Ona dedim ki:
- Biz başkaları gibi senden herhangi bir şey istemek için gelmedik. Ya da hapishane idaresinden, davranışlarından şikayetçi olmak vs. için gelmedik. Çünkü zaten “Kızıl Haç” ve diğer heyetler bu iş için sürekli geliyorlar. Onlara da hiç bir şey söylemiyoruz, şikayette bulunmuyoruz. Allah bizim Mevlamızdır. Bizi O gözetir. Bizi bu hapishaneden ne siz, ne bir başkası, ne de efendileriniz çıkarmayacaktır. Ancak Allah bunu dilediği zaman herkese inat sadece onun iradesi ile çıkacağız. Biz, sana Allah’ı hatırlatmak ve ona davet etmek için geldik. Biz hiç şüphesiz biliyoruz ki sen buraya bizi düşündüğün için geldin ve eğer bizi bu hapishaneden çıkarmak senin elinde olsaydı çıkarırdın.”
- Vallahi öyle…
Bunun üzerine güvenlik görevlilerini ve subayları işaret ederek ona şöyle dedim:
- Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a andolsun ki; biz de seni ve bu insanları düşünüyoruz. Biz, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen bu hükümetin sizi koyduğu bu hapishaneden çıkarmak istiyoruz. Yani parlamentoya katılmak suretiyle kendinizi hapsettiğiniz o hapishaneden. Çünkü cehennem hapishanesinin yanında bizim içinde bulunduğumuz hapishanenin lafı bile olmaz.
“Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık.” (17, İsra/8)
Yani sizi şirk ve onun karanlığındaki hapishaneden İslam’ın nuru ve refahına çıkarmak istiyoruz.
- Sen bana selam vermeyenlerdensin değil mi?
- Evet sana selam vermiyorum. Çünkü sen; teşri (kanun koyma) noktasında yönetime katılıyorsun. Beşeri kanunlara bağlı kalacağına dair yemin ediyorsun ve dün Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen bir hükümete güven oyu verdin.
- Parlamentoda kanun koyma noktasında şunu söylemek isterim. Bu kanunların bir kısmı şeriate muhaliftir bir kısmı ise şeraitle mutabıktır. İşte biz şeriate muhalif olan kanunları reddediyoruz, şeriate muvafık olan kanunları ise kabul ediyoruz.
- Bu söylediğiniz sözün cevabı oldukça uzundur. Ne olursa olsun kanunlarınız anayasaya uygun olmak zorunda değil mi?. Karşı çıkışınız da ancak anayasa çerçevesinde olabilir. Size bu konuyu ve bu anayasanın küfür anayasası olduğunu ayrıntıları ile açıklayan bir kitap hediye etmek istiyoruz. Onu dikkatlice ve iyice düşünerek okumanızı rica ederim. Güvenlik güçlerine de bir nüsha vereceğim. Allah’tan hem kendimiz hem de sizin için hidayet diliyorum.
- Allah’dan bize ve size hidayet etmesini diliyorum. Umarım en kısa zamanda Allah sizi hürriyetinize kavuşturur ve bu konuları dışarıda etraflıca görüşür, tartışırız.
- “Benim için bu sorun değil. Allah’ın sevdiği ve razı olduğu herkesi hidayete ulaştırmasını diliyorum.”
Suvaka Hapishanesi /Ürdün 1416h.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır
